Kemoterapi Ve Radyasyonun Kadın Üreme Sistemi Üzerine Olan Etkileri


Kanser tedavisinde sıklıkla kullanılan kemoterapi ilaçları ve radyasyonun kadın üreme sistemine olmuşuz etkilere sahiptir. Şekilde gösterildiği gibi kemoterapi ilaçları overler üzerine asıl toksik etkilerini gösterirlerken (gonadotoksisite) uterus üzerine klinik olarak belirgin bir etkileri olduğu söylenemez. Over üzerine asıl toksik etki gösteren ilaçlar alkilleyici ajanlar değdiğimiz index ilaç siklofosfamid, busulfan, prokarbazin ve lomustin sayılabilir. Pekçok solid ve hematolojik kanserin tedavisine ek olarak daha yüksek dozlarda kök hücre/kemik iliği nakli öncesi kullanılmaktadırlar. Alkilleyici ajanlar over dokusunda rezervi temsil eden primordial folikülleri daha fazla etkilemektedir. Bu ajanlar hem oositin kendisi hem de granuloza hücrelerinde hasar oluşturarak folikül kaybı ve buna bağlı olarak rezervde azalmaya sebep olmaktadırlar. Primordial folikül kaybı sinsice sessiz olarak gerçekleşebilir. Rezervin kritik olarak azalmasına rağmen hastalar düzenli adet görmeye devam edebilirler. Eğer büyümekte olan folikül havuzu hasar görmüş (preantral ve erken antral aşamada foliküller) ise genelde akut dönemde ovulasyonun gerçekleşememesine bağlı menstrual düzensizlik olarak kendini belli eder. Over dokusundaki hasarın derecesine bağlı olarak geçici adet düzensizliklerinden kalıcı erken menapoza kadar değişen spektrumda klinik durumlar görülebilir. Radyasyonun kadın üreme sistemine etkileri kemoterapi ilaçlarına göre çok daha şiddetlidir. Bunun nedeni kemoterapi ilaçlarının tersine radyasyonun hem over dokusu hemde uterusa hasar vermesidir. Radyasyon hücrede direk genomik ve organel hasarına ek olarak suyun radyolizisine neden olarak açığa çıkan serbest oksijen radikalleri ilede hasara neden olmaktadır. Mitotik olarak aktif hücreler radyasyona daha hassastır. Oosit belki bunun bir istisnasıdır. LD50 , yani oositlerin yarısını öldürmek için gerekli doz 2Gy dir. Yapılan çalışmalarda over dokusu radyasyona maruz kaldığında atretik folikül sayısı ve fibrosis artmaktadır. Yaşla beraber over rezervi azaldığından kalıcı hasar folikül havuzunun total kaybı ve erken menopoz riski doza bağımlı olarak artmaktadır. Yani etkili sterilize edici doz (ESD) yaşla beraber azalmaktadır. Buna göre ESD yenidoğanda 20.3 Gy, 10 yaşında 18.4 Gy, 20 yaşında 16.5 Gy, 30 yaşında 14.3Gy dir. Radyasyon, uterusta tüm kompartmanları olumsuz etkilemektedir. Endometrium bazal projenitor hücre tabakası, myometriumda düz kas hasarı ve fibrosis, kan damarlarında obliterasyon sonucu uterus fonksiyonlarını kaybeder. Buna bağlı şekilde belirtilen anormal gebelik sonuçlarına ek olarak infertiliteye de neden olmaktadır. Prepubertal dönemde uterusun radyasyona maruz kalması erişkin dönemindeki maruziyete göre çok daha olumsuz etkilere neden olmaktadır. Bu uteruslar erişkin dönemde hipoplazik kalmakta ve hromone replasman tedavisi ile büyüme sağlanamamaktadır. Figür: Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları ve radyasyonun kadın üreme sistemine olan etkileri ve klinik sonuçları